Özgüven, abartılı bir cesaret değildir
Burada söz konusu olan 'her şeyi söyleyebilirim' duygusu değil; 'yanılsam bile devam edebilirim' hissidir. Bu, gerçek üretimin temelidir.
Kendi cümlesinde durabilen öğrenci, yeni cümleler kurmaya da hazırdır.
Özgüven, küçük başarılarla büyür
Özgüven motivasyon konuşmalarıyla değil, yaşanmış küçük başarılarla inşa edilir: ilk kez akıcı konuştuğun bir paragraf, anlaşıldığını gördüğün bir cümle, kendin için kurduğun bir hikâye.
Bu küçük anların biriktirilmesi, öğrencinin kendi dilsel kimliğini kurar.
Güven, dilin sessiz omurgasıdır.
Öğretmenin alanı: güveni korumak
Bilgi vermek bir öğretmenin en kolay işidir; asıl iş, öğrencinin özgüvenini sürecin her aşamasında korumaktır. Çünkü bu korunduğu sürece bilgi konuşmaya, konuşma ise hayata akar.
Kendi sesini tanımak
Özgüvenin en sessiz biçimi şudur: öğrenci bir gün kendi cümlesini duyar ve 'bu benim sesim' der. Önce çekingen, sonra biraz daha berrak.
O an dil artık dışarıdan ezberlenmiş bir yapı değil, içeriden konuşan bir kimliktir. Bunu fark eden öğrencinin ilerleyişi farklıdır — çünkü artık dile değil, kendine güvenmektedir.
“Yanlış söylesen bile cümleyi bitirebileceğini hissettiğin an — gerçek öğrenme başlar.”
Öğrencilerimin çoğu, kendi sesine güvenmeye başladığı an dilin de açıldığını söylüyor. Bu, ders kitabında yazmayan ama derste her hafta yaşadığım şeylerden biri.
— Canan Akyüz

